DEHB’li Çocuğu Olan Ailelerde Kardeş Çatışmaları: Sınırları Nasıl Koruyabiliriz?
Bir Çocuğa Daha Fazla İhtiyaç Duyduğu İçin Daha Fazla Alan Açarken Diğerini Unutuyor Olabilir miyiz?
DEHB’li bir çocukla yaşamak, aile hayatının ritmini zaman zaman değiştirebilir. Ödev saatleri uzayabilir, küçük anlaşmazlıklar büyüyebilir, ebeveynler günün önemli bir bölümünü çocuklarının davranışlarını düzenlemeye ve sorunları çözmeye ayırabilir. Böyle bir ortamda kardeşler arasındaki tartışmalar da aile yaşamının önemli bir parçası hâline gelebilir.
Bir çocuk kardeşinin eşyalarını izinsiz alabilir, oyun sırasında öfkelenebilir veya düşünmeden hareket ederek onu incitebilir. Ebeveynler bir yandan bu davranışların arkasındaki güçlüğü anlamaya çalışırken diğer yandan evdeki huzuru korumak ister. Bazen tartışmayı büyütmemek için müdahale etmez, bazen de daha fazla sorun çıkmaması için diğer çocuktan alttan almasını bekler.
Ancak burada gözden kaçabilen bir soru var: Bir çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken diğer çocuğun ihtiyaçlarını ne kadar görebiliyoruz?
“Sen daha iyi anlıyorsun, biraz da sen idare et.”
Ailede kardeşlerden biri daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğunda, diğerinin daha anlayışlı ve uyumlu olması beklenebilir. “Kardeşin bunu bilerek yapmıyor”, “Sen daha büyüksün, idare et” veya “Şimdi onunla uğraşmayalım” gibi cümleler, bazen ebeveynlerin günlük gerginliği azaltmak için başvurduğu çözümler olabilir.
Oysa bu yaklaşım tekrarlandığında, daha uyumlu görünen çocuk kendi isteklerini geri plana atmayı öğrenebilir. Kardeşiyle tartışmamak için oyuncağını paylaşabilir, odasına çekilebilir veya yaşadığı rahatsızlığı dile getirmekten vazgeçebilir. Zamanla ebeveynler açısından sorun çıkarmayan bu çocuk, kendi ihtiyaçlarını daha az ifade eder hâle gelebilir.
DEHB’li çocukların kardeşleriyle yapılan görüşmelerde de benzer deneyimler anlatılmıştır. Bazı çocuklar ailedeki ilginin büyük bölümünün kardeşlerine yöneldiğini, kendilerinin ise sorun çıkarmadıkları için daha az fark edildiğini ifade etmiştir (Kendall, 1999; King, Alexander ve Seabi, 2016).
Bu durum, her ebeveynin bilinçli olarak bir çocuğu diğerinden daha fazla önemsediği anlamına gelmez. Bazen bir çocuğun ihtiyaçları daha görünürdür: Okuldan gelen şikâyetler, ödev sorunları veya sık yaşanan tartışmalar ebeveynin dikkatini sürekli ona yöneltebilir. Diğer çocuk ise kendi başına işlerini hallettiği için daha az desteğe ihtiyaç duyuyormuş gibi görünebilir.
Ancak sessiz kalmak, etkilenmemekle aynı şey değildir. Bir çocuk kardeşini sevebilir, onun neden zorlandığını anlayabilir ve yine de yaşananlardan yorulabilir. Kardeşine öfkelenmesi veya zaman zaman ondan uzaklaşmak istemesi, kötü bir kardeş olduğu anlamına gelmez.
Kardeşler arasındaki her tartışma sıradan bir kavga mıdır?
Kardeşler arasında anlaşmazlık yaşanması doğaldır. Oyuncakları paylaşamamak, farklı şeyler istemek veya birbirine kızmak, birlikte büyümenin bir parçası olabilir. Ancak tartışmalar sık sık fiziksel ya da sözel saldırganlığa dönüşüyorsa, çocuklardan biri diğerinden korkmaya başlıyorsa veya kişisel alanı sürekli ihlal ediliyorsa, duruma yalnızca “kardeş kavgası” olarak bakmamak gerekir.
DEHB ile ilişkili dürtüsellik ve davranışları düzenlemekte zorlanma, bazı çocukların öfkelendiklerinde düşünmeden tepki vermelerine veya tartışma sırasında kendilerini durdurmakta güçlük çekmelerine neden olabilir. Bununla birlikte, kardeş çatışmalarını yalnızca DEHB ile açıklamak doğru değildir. Karşı gelme ve davranış sorunları gibi eşlik eden güçlükler de çatışmaların yoğunluğunda rol oynayabilir (Mikami ve Pfiffner, 2008).
Burada ebeveynlerin iki noktayı aynı anda gözetmesi önemlidir: Çocuğun neden zorlandığını anlamak ve davranışın başkası üzerindeki etkisini ciddiye almak.
Örneğin kardeşine vuran bir çocuğa yalnızca kızmak, dürtüsünü kontrol etmekte neden zorlandığını anlamaya yetmez. Ancak davranışın DEHB ile ilişkili olabileceğini düşünmek de kardeşinin incinmesini görmezden gelmek için bir neden değildir. Çocuğa sakinleşmesi için destek verilebilir, fakat fiziksel olarak zarar vermenin kabul edilemez olduğu da açıkça belirtilmelidir.
Bazı ailelerde zamanla iki farklı kural düzeni oluşabilir: Bir çocuğun davranışları tanısı nedeniyle daha fazla tolere edilirken diğerinden sürekli anlayışlı olması beklenir. Bu durum, kardeşler arasında haksızlık hissini artırabilir (King, Alexander ve Seabi, 2016).
Çocuğun yaşadığı güçlüğü anlamak, her davranışını kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Kardeşinin bakımından kim sorumlu?
Bazı çocuklar, evdeki gerginliği azaltmak için farkında olmadan yetişkinlerin sorumluluklarını üstlenmeye başlayabilir. Kardeşlerinin öfkelendiğini gördüklerinde onu sakinleştirmeye çalışabilir, tartışma çıkmasın diye kendi isteklerinden vazgeçebilir veya ebeveynleri meşgulken kardeşlerinin ödevleriyle ilgilenebilir.
İlk bakışta bu davranışlar olgunluk ve yardımseverlik gibi görünebilir. Ancak çocuk kendisini sürekli kardeşini korumak, sakinleştirmek veya davranışlarını kontrol etmek zorunda hissediyorsa, sorumlulukların dengesi değişmiş olabilir.
Kardeşine oyun sırasında yardım etmekle onun davranışlarından sorumlu olmak aynı şey değildir. Bir çocuktan kardeşiyle zaman zaman ilgilenmesini istemek başka; evde sorun çıkmaması için sürekli onu gözlemlemesini veya tartışmaları çözmesini beklemek başkadır.
Bu ayrım özellikle önemlidir çünkü bazı çocuklar ailedeki yükü artırmamak için kendi ihtiyaçlarını dile getirmeyebilir. Oysa çocukların temel sorumluluğu, kardeşlerinin davranışlarını yönetmek değil, kendi gelişimlerini sürdürmek ve çocukluklarını yaşayabilmektir.
Ebeveynlerin ilaç takibi, davranış yönetimi ve güvenliği sağlama gibi sorumlulukları üstlenmesi; çocukların ise yaşlarına uygun biçimde birbirlerine destek olabilmesi gerekir. Her iki çocuğun da kendine ait zamanı, mahremiyeti ve gerektiğinde yalnız kalabileceği bir alanı olmalıdır.
Evde sınır koymak, yalnızca sorun çıktığında müdahale etmek değildir
Sınırlar bazen ceza vermek veya çocuğu durdurmakla ilişkilendirilir. Oysa sınırlar, ailede herkesin kendini güvende hissetmesine yardımcı olan ortak kurallardır.
Örneğin bir çocuk kardeşinin odasına girmek istediğinde kapıyı çalması gerektiğini bilmelidir. Bir oyuncağı kullanmak istiyorsa izin istemelidir. Öfkelendiğinde bağırabilir veya rahatsızlığını anlatabilir; ancak vuramaz, tehdit edemez ya da karşısındaki kişiyi aşağılayamaz.
Bu kuralların açık olması, özellikle davranışlarını düzenlemekte zorlanan çocuklar için önemlidir. “Birbirinizle iyi geçinin” gibi genel bir beklenti yerine, hangi davranışın uygun olduğunu somut biçimde anlatmak daha yararlı olabilir. Gerektiğinde kısa hatırlatmalar yapmak ve davranışın hemen ardından geri bildirim vermek de çocuğun sınırı anlamasını kolaylaştırabilir.
Aynı zamanda kuralların öngörülebilir olması gerekir. Bir gün görmezden gelinen bir davranışın ertesi gün çok sert biçimde cezalandırılması, çocukların ne bekleyeceklerini anlamalarını zorlaştırabilir. Ebeveynlerin her durumda kusursuz davranması beklenemez; önemli olan, mümkün olduğunca tutarlı bir yaklaşım geliştirmek ve gerektiğinde yaşananları çocuklarla yeniden konuşabilmektir.
Evdeki düzen de bu süreci destekleyebilir. Günlük rutinlerin belirli olması, kişisel eşyaların korunması ve her çocuğun kendine ait bir alanının bulunması, çatışmaların ortaya çıkmasını kolaylaştıran bazı durumları azaltabilir. Araştırmalar, destekleyici ve yapılandırılmış ev ortamının çocukların davranışsal güçlükleriyle ilişkili olabileceğini göstermektedir (Mulligan ve arkadaşları, 2013). Ancak bu ilişki, ev düzeninin tek başına bütün sorunları çözeceği anlamına gelmez.
“Peki ya ben?” sorusuna da yer açmak
Ebeveynlerin diğer kardeşin ihtiyaçlarını görebilmesi için her zaman büyük değişiklikler yapması gerekmez. Bazen çocukla baş başa geçirilen kısa bir zaman, gününün nasıl geçtiğini gerçekten dinlemek veya onu rahatsız eden bir durumu sormak bile önemli olabilir.
Burada amaç, kardeşler arasında ilgiyi matematiksel olarak eşit bölüştürmek değildir. Ama her çocuğun aile içinde kendisine ait bir yeri olduğunu hissetmesini sağlamaktır.
Çocuğa “Kardeşinle ilgili seni zorlayan bir şey var mı?” veya “Evde bir şeyi değiştirebilseydin neyi değiştirmek isterdin?” diye sorulabilir. Verdiği yanıtları hemen düzeltmeye veya kardeşini savunmaya çalışmadan dinlemek, kendi deneyimini anlatmasına alan açabilir.
Ebeveynlerin kendi yorgunluklarını da fark etmesi önemlidir. Sürekli çatışmaları çözmeye çalışmak, zamanla sabırlı ve tutarlı kalmayı zorlaştırabilir. Araştırmalar, ebeveynlik stresinin ve ebeveynlerin ruhsal iyi oluşunun aile işlevselliğiyle ilişkili olduğunu göstermektedir (Theule ve arkadaşları, 2013; Moen, Hedelin ve Hall-Lord, 2016).
Bu nedenle yardım istemek veya profesyonel destek almak bir başarısızlık değildir. Ebeveyn eğitimi, okul ile iş birliği ve çocuğun ihtiyaçlarına uygun destekler, ailedeki güçlüklerin daha iyi yönetilmesine katkıda bulunabilir (Sadr-Salek, Costa ve Steffgen, 2023). Kardeşlerin birlikte olumlu iletişim ve iş birliği becerileri geliştirmesine yönelik yapılandırılmış çalışmalar da umut verici bulgular sunmaktadır (Daffner ve arkadaşları, 2019).
Çatışmalar yoğun biçimde devam ediyorsa, yalnızca DEHB’li çocuğun değil, diğer kardeşin de duygusal ve gelişimsel ihtiyaçlarını değerlendirmek yararlı olabilir. Çünkü kardeşlerin kendi güçlükleri de bulunabilir ve bunlar yalnızca aile içindeki deneyimlerle açıklanamayabilir (Jokiranta-Olkoniemi ve arkadaşları, 2018).
Her çocuğun ihtiyaçları farklı, sınırları eşit derecede önemli
DEHB’li bir çocuğun daha fazla desteğe ihtiyaç duyması, ailedeki diğer çocuğun daha az desteği hak ettiği anlamına gelmez. Bir çocuk davranışlarını düzenlemeyi öğrenirken diğer çocuk da kendini ifade edebilmeli, güvende hissetmeli ve kardeşinin davranışlarından sürekli sorumlu olmak zorunda kalmamalıdır.
Ebeveynlikte amaç, her iki çocuğa her durumda aynı şekilde davranmak değil; farklı ihtiyaçları gözetirken herkesin sınırlarını koruyabilmektir.
Çünkü bir çocuğa ihtiyaç duyduğu desteği vermek, diğer çocuğun ihtiyaçlarından vazgeçmesini gerektirmez.

Kaynakça
Daffner, M. S., DuPaul, G. J., Kern, L., Cole, C. L., & Cleminshaw, C. L. (2019). Enhancing social skills of young children with ADHD: Effects of a sibling-mediated intervention. Behavior Modification, 44(5), 014544551984347. https://doi.org/10.1177/0145445519843473
Heryputri, M. J., Qodariah, L., & Purba, F. D. (2022). The quality of life of sibling of children with attention deficit/hyperactivity disorder. Jurnal Ilmiah Psikologi Terapan, 10(2), 94–101. https://doi.org/10.22219/jipt.v10i2.17768
Johnston, C., & Mash, E. J. (2001). Families of children with attention-deficit/hyperactivity disorder: Review and recommendations for future research. Clinical Child and Family Psychology Review, 4(3), 183–207. https://doi.org/10.1023/A:1017592030434
Jokiranta-Olkoniemi, E., Cheslack-Postava, K., Joelsson, P., Suominen, A., Brown, A. S., & Sourander, A. (2018). Attention-deficit/hyperactivity disorder and risk for psychiatric and neurodevelopmental disorders in siblings. Psychological Medicine, 49(1), 84–91. https://doi.org/10.1017/s0033291718000521
Kendall, J. (1999). Sibling accounts of attention deficit hyperactivity disorder (ADHD). Family Process, 38(1), 117–136. https://doi.org/10.1111/j.1545-5300.1999.00117.x
King, K., Alexander, D., & Seabi, J. (2016). Siblings’ perceptions of their ADHD-diagnosed sibling’s impact on the family system. International Journal of Environmental Research and Public Health, 13(9), 910. https://doi.org/10.3390/ijerph13090910
Lifford, K. J., Harold, G. T., & Thapar, A. (2008). Parent-child relationships and ADHD symptoms: A longitudinal analysis. Journal of Abnormal Child Psychology, 36(2), 285–296. https://doi.org/10.1007/s10802-007-9177-5
Mikami, A. Y., & Pfiffner, L. J. (2008). Sibling relationships among children with ADHD. Journal of Attention Disorders, 11(4), 482–492. https://doi.org/10.1177/1087054706295670
Moen, Ø. L., Hedelin, B., & Hall-Lord, M. L. (2016). Family functioning, psychological distress, and well-being in parents with a child having ADHD. SAGE Open, 6(1), 1–10. https://doi.org/10.1177/2158244015626767
Mulligan, A., Anney, R., Butler, L., O’Regan, M., Richardson, T., Tulewicz, E. M., Fitzgerald, M., & Gill, M. (2013). Home environment: Association with hyperactivity/impulsivity in children with ADHD and their non-ADHD siblings. Child: Care, Health and Development, 39(2), 202–212. https://doi.org/10.1111/j.1365-2214.2011.01345.x
Peasgood, T., Bhardwaj, A., Biggs, K., Brazier, J. E., Coghill, D., Cooper, C. L., Daley, D., De Silva, C., Harpin, V., Hodgkins, P., Nadkarni, A., Setyawan, J., & Sonuga-Barke, E. J. S. (2016). The impact of ADHD on the health and well-being of ADHD children and their siblings. European Child & Adolescent Psychiatry, 25(11), 1217–1231. https://doi.org/10.1007/s00787-016-0841-6
Sadr-Salek, S., Costa, A. P., & Steffgen, G. (2023). Psychological treatments for hyperactivity and impulsivity in children with ADHD: A narrative review. Children, 10(10), 1613. https://doi.org/10.3390/children10101613
Theule, J., Wiener, J., Tannock, R., & Jenkins, J. M. (2013). Parenting stress in families of children with ADHD: A meta-analysis. Journal of Emotional and Behavioral Disorders, 21(1), 3–17. https://doi.org/10.1177/1063426610387433





