Ekibi, K. O. Ç., Çifçi, A. A. E., Fırat, Ç., Neylan Özdemir, A. U. P., Subaşı, B., & Urgancıoğlu, S. ÇOCUK VE GENÇ RUH SAĞLIĞI PERSPEKTİFİNDEN OKULA DÖNÜŞ. Pandemide Okul Sağlığına İlişkin Uzman Görüşleri, 70.
Özet : COVİD-19 salgınıyla birlikte toplum olarak alışık olmadığımız, çok felaket görmüş olsak da benzerini tanımadığımız bilmediğimiz bir sürece girdik. Yeni yaşam koşullarına (evden çalışma, evden eğitim, açık alansızlık gibi) uyum sağlamaya çalışırken, hastalanma kaygısı yanısıra gündelik hayata ilişkin çok sayıda belirsizliğin getirdiği birçok olumsuz duyguyla baş etmemiz gerekti. Bu dönem tehlikenin farklı biçimlerde ve değişen düzeylerde hayatımızda var olduğu, tehlikede olma ile ilişkili duyguların zihnimizde egemen olduğu bir zaman dilimi oldu. Başlangıç döneminde geleceğe ilişkin kaygılarımız ön plandayken giderek kaçırdıklarımız ve kaybettiklerimize ilişkin üzüntü, duyguların net olmadığı ya da duyguların adını koyamadığımız zamanlarda öfke, düşünce ve davranışlarımızı etkiledi.

Pediatric case of Kelch-like protein 11 (KLHL11) encephalitis with long-term follow-up: pitfalls in diagnosis of pediatric autoimmune encephalitis, 2025
Özet: Çocuklarda görülen otoimmün ensefalit (AE), nöbetler, davranış değişiklikleri ve bilişsel bozulma gibi çok çeşitli klinik belirtilerle karakterizedir. Ateşle başlama oldukça yaygındır ve uyku bozuklukları, hareket bozuklukları ve dil becerilerinde bozulma sıkça görülür (1,2). Klinik gidişin genellikle hafif olması ve immünoterapiye iyi yanıt verilmesine rağmen, bazı olgularda kalıcı hafıza sorunları, dil bozuklukları ve depresyon gelişebilir; ayrıca ensefalit sonrası dönemde okul başarısızlığı oldukça yaygındır (3-5).

Changes in Child Psychiatry Presentations in the Second Wave of Coronavirus Disease 2019 Pandemic Compared to the Pre-pandemic Period and the First Wave: A Follow-up Study, Eylül 2024
Özet:
Arka Plan: Bu çalışma, çocuk psikiyatrisi başvurularının, tanı ve tedavi eğilimlerinin COVID-19 pandemisinin ikinci dalgasında (Eylül–Aralık 2020 / SD20), pandemi öncesi dönem (SD19) ve ilk dalga (Mart–Haziran 2020 / MJ20) ile karşılaştırıldığında nasıl değiştiğini incelemeyi amaçlamaktadır.
Yöntem: Çalışma çok merkezli, retrospektif, kesitsel bir araştırma olarak planlanmıştır. Veriler hastanelerin bilgisayar veri tabanlarından elde edilmiştir. SD19 ve SD20 dönemlerinde çocuk psikiyatrisi kliniğine başvuran tüm hastalar örlem grubunu oluşturmuştur. Toplam 5244 başvuru değerlendirilmiştir.
Bulgular: Başvuruların 1459’u tekrar muayene, 3785’i yeni vakadır. Vakaların %50.9’u (n = 1927) SD19’da, %49.1’i (n = 1858) SD20’de gerçekleşmiştir. 2019’da vakaların %37’si (n = 825) kız iken, 2020’de bu oran %41.6’ya (n = 646) yükselmiştir (P = .004). 2019’da başvuranların ortalama yaşı 9.61 ± 4.08 iken, 2020’de ortalama yaş 10.15 ± 5.38’dir (P = .002).2020 yılında karşıt olma-karşıt gelme bozukluğu, majör depresif bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk, uyku-uyanıklık bozukluğu ve distimi anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Buna karşılık, özgül öğrenme bozuklukları, ayrılma anksiyetesi bozukluğu ve entelektüel yetersizlik oranları daha düşük saptanmıştır.
Sonuç: İkinci dalgadaki başvuru azalmaları, ilk dalgaya göre daha hafiftir. İkinci dalgada hem dışa vurumcu hem içe yönelimli sorunlarda artış görülmüştür. Tedavide ilaç kullanımı daha çok tercih edilmiştir. Başvuruların ertelenmesi ikinci dalgada daha az gerçekleşmiştir.

Embracing different languages and local differences: Co-constructive patient simulation strengthens host countries’ clinical training in psychiatry, Ocak 2024
Özet: Arka Plan: Psikiyatride küresel eğitim büyük ölçüde Batılı, yüksek gelirli ülkelerden gelen bilgi tarafından şekillendirilmektedir. Bu durum, yerel seslerin ve uzmanlığın görünürlüğünü gölgelemektedir.
Amaç: Yerel dil ve kültürlere özgü bir bağlamda, insan simülasyonu modelini psikiyatri eğitimine uyarlamak.
Yöntemler: İki ev sahibi ülkeden, kendi ana dillerini konuşan standart hasta simulasyonlarına katılan kişilerle altı insan simülasyonu oturumundan oluşan gözlemsel bir çalışma yürüttük. Eş-yapılandırılmış hasta simülasyonu (co-constructive patient simulation, CCPS) modelinin uyarlanmış bir versiyonu izlendi. Yerel öğretim üyeleri CCPS yaklaşımına giderek daha aşina oldukça, kendi ülkelerinin ana dilinde oturumlara kolaylaştırıcı (facilitator) olarak katıldılar.
Bulgular: Toplam 53 öğrenici katıldı: Türkiye’de 3 ay boyunca çevrim içi olarak bir araya gelen 19 çocuk ve ergen psikiyatrisi asistanı ile 3 öğretim üyesi; ve İsrail’de tek bir eğitim günü içinde paralel yüz yüze oturumlara ayrılan 24 asistan ve 7 öğretim üyesi. Altı vakanın her biri yerel gerçeklikleri ve klinik zorlukları yansıtıyor; her vaka, vaka yazan asistan tarafından belirlenen özgül öğrenme hedefleri ile ilişkilendiriliyordu.
Sonuç: İnsan simülasyonu psikiyatri eğitimine tam olarak entegre edilmiş değildir: Klinik deneyimlerin daha kapsayıcı hale getirilmesi ve yansıtıcı uygulamanın güçlendirilmesi geliştirilmesi gereken iki önemli alandır. CCPS modeline yaptığımız uyarlamalar yerel ve bölgesel ağları ile psikiyatrik uygulama topluluklarını da güçlendirebilir. Son olarak, model psikiyatri eğitiminde yerel uzmanlığı gölgede bırakan hegemonik yapılara karşı çıkmaya ve onları sorgulamaya yardımcı olabilir.

Parental attachment and childhood trauma in adolescents engaged in non-suicidal self-injury, Temmuz 2023
Özet:
Amaç: Bu çalışmada, kendine zarar verme davranışı (NSSI) olan ergenlerde ebeveyn bağlanması ve çocukluk çağı travmalarının sağlıklı akranlarla karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışmaya, yaşam boyu NSSI öyküsü olan 14–18 yaş arası 50 ergen ve 56 sağlıklı akranı dahil edilmiştir. Kendine Zarar Verme ile İlgili İfadeler Envanteri (ISAS), Ebeveyn Bağlanma Ölçeği (PBI) ve Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (CTQ-28) kullanılmıştır.
Bulgular: NSSI grubunun %82’si, kontrol grubunun ise %70’i kızlardan oluşuyordu. Ortalama yaş NSSI grubunda 15.6 ± 1.1 yıl, kontrol grubunda 15.3 ± 0.9 yıldı. Yaş ve cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu. NSSI grubu, çocukluk çağı travmaları ve hem anne hem babaya yönelik bağlanma özellikleri bakımından kontrol grubuna kıyasla daha olumsuz puanlara sahipti. Analizler, anneye yönelik PBI bakım/kontrol alt ölçeği ve cinsel istismar puanının hem ISAS Otonomik Fonksiyonlar hem de ISAS Sosyal Fonksiyonlar skorlarıyla ilişkili olduğunu göstermiştir.
Sonuçlar: Bu sonuçlar, anneyle güvenli bağlanmanın NSSI’nin hem otonomik hem de sosyal işlevleri için koruyucu olabileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle, işlevsel olmayan ebeveyn bağlanmasına yönelik müdahaleler NSSI gelişimini önlemede etkili olabilir.

Deprem Sonrası Erken Dönemde Koruyucu ve Tedavi Edici RuhSağlığı Hizmeti-Türkiye Psikiyatri Derneği Uzman Görüşü, Mart 2023
Özet: Kahramanmaraş’ta Altı Şubat 2023 tarihinde iki büyük deprem oldu. Depremler 15 milyon kişinin yaşadığı bir alanı etkiledi, 40.000’in üzerinde can kaybına, on binlerce kişinin yaralanmasına, insanlığın kadim kentlerinin harap olmasına neden oldu. Türkiye Psikiyatri Derneği hemen deprem sonrasında, bu çapta büyük afetlerde travmaya yaklaşım ile ilgili doğan ihtiyaca yanıt olması amacıyla bir eğitim programı düzenledi. Elinizdeki gözden geçirme uzman eğitmenler tarafından depremden etkilenenlere ruh sağlığı hizmeti verirken rehber olabilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Yazıda afetler sonrası erken dönem belirtilerin özellikleri ele alınmış, psikolojik ilk yardım ilkeleri, afet sonrası yaklaşım, planmalar ve triaj ilkeleri, psikososyal destek örgütlenmesinin nasıl oluşması gerektiği, erken dönemde psikofarmakolojik uygulama ilkeleri için bir çerçeve çizilmiştir. Yazı kapsamında afet etkilerinin nasıl değerlendirileceği, psikiyatrik değerlendirme ve uygulamaların psikososyal müdahale ilkelerine uyarlanması, ilk dönem danışmanlık becerilerinin nasıl artırılabileceği, afet sonrası zihni anlamak için yöntemler ele alınmıştır. Çocuklara ayrılan yazılarda, depreme çocuk ruh sağlığı açısından sistematik bir bakış getirilmiş, çocuklarda erken dönemde görülen ruhsal belirtiler ve psikolojik ilk yardım ve müdahale ilkeleri detaylandırılmıştır. Son olarak deprem bölgesine gidecek psikiyatrların karşılaşabileceği adli sorunların neler olabileceği, kötü haber vermenin ilkeleri ve alana giden yardım ekiplerinin ve ruh sağlığı uzmanlarının dikkat etmesi gereken bir durum olarak tükenmişlik sendromu ve tükenmişlik yaşanmaması için dikkat edilmesi gerekenler ele alınmıştır.

The Impact of the COVID-19 Pandemic on Pediatric Mental HealthEmergency , 2023
Özet:
Amaç: Bu çalışmanın amacı, pediatrik acil servise yapılan ruh sağlığıyla ilişkili başvurulardaki COVID-19 pandemisi öncesi/sonrası değişimleri karşılaştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Haziran–Eylül 2019, 2020 ve 2021 dönemlerinde bir üçüncü basamak genel hastanenin pediatrik acil servisine yapılan tüm ruh sağlığıyla ilişkili başvurular retrospektif olarak incelendi. Ziyaret zamanlaması, cinsiyet farklılıkları, tanı dağılımı, taburcu planlaması gibi pediatrik acil servis kullanımındaki pandemi öncesi/sonrası değişiklikler değerlendirildi.
Bulgular: Pandemi öncesi aynı aylara kıyasla (n = 187), Haziran–Eylül 2020 döneminde ruh sağlığı ile ilişkili pediatrik acil servis başvuruları %20,8 oranında azaldı (n = 148), 2021 yılında ise %12,2 oranında arttı (n = 210). Yaş, cinsiyet, başvuru zamanı, başvuru nedenleri, hastaneye yatış ve poliklinik randevu oranları açısından yıllar arasında anlamlı farklılık yoktu. Her yıl için kızlarda kendine zarar verme, erkeklerde ise saldırganlık/şiddet en yaygın başvuru nedenleri oldu. Pandemi sonrası dönemde ambulans kullanımı ve diğer hastanelerden psikiyatrik konsültasyon amacıyla yönlendirilen hasta sayısı arttı; konsültasyon tamamlanma süresi ise azaldı (P < .05). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve depresyon sıklığı azalırken, obsesif-kompulsif bozukluk ve anksiyete bozuklukları pandemi sonrası dönemde pandemi öncesine kıyasla daha yaygındı (P < .05).
Sonuç: Bulgularımız, COVID-19 pandemisinin pediatrik acil servise yapılan ruh sağlığıyla ilişkili başvurularda anlamlı değişimlere yol açtığını göstermektedir. Başvuruların azaldığı gruplar, ruhsal ve davranışsal sorunları için tedaviye erişimde gecikme riski taşıyabilir.

Child and Adolescent Psychiatry Outpatient Clinic Referrals During Covid-19 Pandemic Turkey, Haziran 2022
Özet:
Arka Plan: Bu çalışmanın amacı, koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) pandemisinin, pandemiden önceki yılın aynı dönemine kıyasla ruh sağlığı hizmetlerini nasıl etkilediğini değerlendirmektir.
Yöntem: Çalışmadaki veriler, hastanelerin bilgisayar sistemi veri tabanlarından elde edilmiştir. Örneklem; 1 Mart–30 Haziran 2019 ile 1 Mart–30 Haziran 2020 tarihleri arasında çocuk psikiyatrisi polikliniğine yapılan tüm başvurulardan oluşmuştur.
Bulgular: Toplam 3110 başvurunun 2246’sı vaka, 864’ü tekrar muayenedir.2246 vakanın %70.5’i (n = 1583) 2019 yılında, %29.5’i (n = 663) ise 2020 yılında başvurmuştur.
2019’da başvuran vakaların %37.3’ü (n = 590) kız iken, bu oran 2020’de %43.9’dur (n = 291).2019 vakalarının yaş ortalaması 9.51 ± 4.17, 2020 vakalarının yaş ortalaması ise 10.39 ± 4.06 bulunmuştur. 2020 yılında dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, karşıt olma karşı gelme bozukluğu, davranım bozukluğu, depresif bozukluk, panik bozukluk, okul reddi ve uyku bozukluğu oranlarında anlamlı artış görülmüştür. Buna karşılık, özgül öğrenme bozuklukları ve zihinsel yetersizlik oranlarında azalma tespit edilmiştir.2019’da vakaların %47.6’sı (n = 754) ilaçla izlenirken, 2020’de bu oran %63.2’ye (n = 419) yükselmiştir.
Sonuç: Pandemi koşulları, devlet hastanelerine yapılan çocuk psikiyatrisi başvurularının içeriğini önemli ölçüde etkilemiştir. Başvuru sayısındaki belirgin azalmanın, ailelerin mevcut çocuk ruh sağlığı sorunlarından bağımsız olarak, pandemi başlangıcında getirilen yasaklara uyma ve hastalık bulaşma korkusu ile ilişkili olduğu düşünülebilir.

Toward precision medicine in ADHD, Haziran 2022
Özet: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), kesin tedavisi bulunmayan, karmaşık ve heterojen bir nörogelişimsel bozukluktur. Farmakolojik tedaviler genel olarak etkili ve güvenli olsa da, hastalar arasında tedaviye yanıt, gerekli doz ve tolere edilebilirlik açısından belirgin bireysel farklılıklar vardır. Bazı hastalar tarafından ilaç tedavisine tercih edilen farmakolojik olmayan tedavilerin çoğu, temel belirtiler üzerinde yeterli etkililik göstermemekte ya da yalnızca küçük etki büyüklükleri ile ilişkilendirilmektedir. Hastanın klinik, çevresel, bilişsel, genetik veya biyolojik özelliklerine dayanarak farmakolojik ya da psikososyal tedavileri belirlemeye yönelik kanıta dayalı karar araçları şu anda mevcut değildir. Bu çalışmada, DEHB’yi teşhis etmeye yardımcı olabilecek ve/veya DEHB’yi daha homojen alt gruplara ayırabilecek ve/veya yaşam boyu klinik gidişi, tedavi yanıtını ve uzun vadeli sonuçları öngörebilecek potansiyel biyobelirteçler sistematik olarak gözden geçirilmiştir. Çalışmaların çoğu, DEHB’yi öngörmek amacıyla bilişsel, aktigrafik ve EEG temelli tanısal belirteçleri inceleyen keşif niteliğinde araştırmalardan oluşmaktadır; DEHB’nin alt tiplerini belirlemeye veya tedavi yanıtını öngörmeye yönelik çalışma sayısı ise oldukça sınırlıdır. Bireysel farklılıkları yansıtan ve/veya tedavi yanıtını tahmin eden biyobelirteçleri tanımlayabilmek için çok merkezli, özenle tasarlanmış, deneysel olarak kontrol edilen veya gözlemsel nitelikte ileriye dönük çalışmalara kritik bir ihtiyaç vardır.

Emergency mental health care for children and adolescents outside of regular working hours: 7 years outcomes from a tertiary hospital, 2022
Özet: Amaç: Bu çalışmanın amacı, mesai saatleri dışında bir üçüncü basamak sağlık kuruluşunun acil servisine psikiyatrik krizlerle başvuran çocuk ve ergenlerin klinik özelliklerini ve yönetim stratejilerini tanımlamak ve birden fazla acil başvurusunu öngören etmenleri belirlemektir.
Yöntem: Ocak 2012–Aralık 2018 tarihleri arasında hafta içi saat 17.00’den sonra ve hafta sonları ile resmi tatillerde 24 saat boyunca psikiyatrik belirtilerle acil servise başvuran ve çocuk psikiyatristi tarafından değerlendirilen hastaların retrospektif kayıtları incelenmiştir.
Bulgular: Örneklemimiz 1576 başvuru ve 1364 hastadan oluşmuştur (Kız:Erkek = 1.8:1, ortalama yaş = 14.86 ± 2.72). Başvuruların en sık nedeni kendine zarar verme düşüncesi veya davranışları (SITB), en sık tanı ise depresyondur. Depresyon kızlarda istatistiksel olarak daha sık görülürken; dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, otizm ve/veya zihinsel yetersizlik (ASD/ID), psikotik bozukluklar ve bipolar bozukluk erkeklerde daha sık bulunmuştur. Altı yaş altı çocuklarda başvurunun en yaygın nedeni adli değerlendirme olmuştur. Tüm başvuruların %23’ü hastaneye yatış ile sonuçlanmıştır. Depresyon (%37.5), psikotik bozukluk (%34.1) ve madde kullanım bozukluğu (%33) olan hastalarda daha önce ruh sağlığı hizmeti alma oranları en düşüktü. Hastaların %10.8’inin birden fazla acil başvurusu vardı. Daha önce ruh sağlığı hizmeti almış olma, davranım bozukluğu, ASD/ID, bipolar bozukluk, psikotik bozukluk ve dissosiyatif bozukluk, acil servise çoklu psikiyatrik başvuru için öngördürücü faktörler olarak belirlendi.
Sonuç: Mesai saatleri dışında sağlanan acil ruh sağlığı hizmeti, çocuk ve ergenlerde ciddi psikiyatrik bozuklukların tanı ve tedavisinde kritik bir adım olabilir.

Factors associated with anxiety and post-traumatic stress symptomatology during the COVID-19 pandemic in Turkey: Acomparison of youths and adults, 2022
Özet:
Amaç: Bu çalışmanın amacı, gençlerde anksiyete ve travma sonrası stres belirtilerini (TSSB belirtileri) ve bunlarla ilişkili olası faktörleri, yetişkinlerle karşılaştırarak incelemektir.
Hastalar ve Yöntem : Bu kesitsel çevrim içi çalışmada Türkiye’den 1493 katılımcı değerlendirilmiştir. Beck Anksiyete Envanteri (BAE) ve DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PCL-5) kullanılmıştır.
Bulgular: Gençler (15–24 yaş), yetişkinlere (25–59 yaş) kıyasla daha yüksek düzeyde anksiyete ve TSSB belirtileri bildirmiştir. COVID-19’a yakalanmış yetişkinlerde BAE ve PCL-5 puanları ile iyileşme süresi ve izolasyon süresi arasında zayıf korelasyonlar bulunurken gençlerde bu ilişki görülmemiştir.
Gençlerde şiddetli anksiyete ve TSSB belirtileri için ortak risk faktörleri daha genç yaş ve daha düşük ekonomik durum olarak belirlenmiştir. Buna ek olarak:
Anksiyete için: Ruh sağlığı desteği alma öyküsü ve COVID-19 nedeniyle bir tanıdık kaybetme,
TSSB için: Tıbbi bir hastalık öyküsü,özel belirleyiciler olarak saptanmıştır.
Yetişkinlerde ise kadın olmak, düşük ekonomik durum, tıbbi hastalık, ruh sağlığı desteği geçmişi ve COVID-19 nedeniyle tanıdık kaybı hem anksiyete hem TSSB belirtilerinin kötüleşmesiyle ilişkiliydi. Buna ek olarak:
TSSB için: daha genç yaş,
Anksiyete için: COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş olma,özel belirleyiciler olarak bulunmuştur.
Sonuç: Pandeminin gençlerin ruh sağlığı üzerinde yetişkinlere kıyasla daha büyük bir etkisi olabilir. Risk faktörlerinin belirlenmesi, planlama, önleme ve müdahale stratejelerinin geliştirilmesinde yol gösterici olabilir.

A new model for recognition, referral, and follow-up of autism spectrum disorder: A nationwide program
Özet: Otizmin erken tanısı, bozukluğun daha iyi bir gidişata sahip olmasında en önemli belirleyicilerden biridir. Ancak birçok ülkede bu durumu sağlamak amacıyla önerilen tarama programlarının sağlık sistemlerinde uygulanmadığı sıkça görülmektedir. Bu durum, klasik olarak önerilen ölçek temelli tarama (ÖTT / scale-based screening) programlarının dezavantajlarından kaynaklanabilir.
Bu çalışma, bariz bir biçimde yeni yöntemlere ihtiyaç duyulan bu alanda, otizm spektrum bozukluklarının (OSB) erken tanısı için ülke çapında bir tanıma ve yönlendirme modeli sunmaktadır.
Model;
sağlık çalışanlarının etkileşimli video temelli eğitim (IVBAT) ile eğitilmesini,
aile hekimlerinin aile hekimliği bilgi sistemine otizme yönelik beş olası belirtiyi kaydettiği bir yapıyı,
ve hekimin herhangi bir şüpheli bulguda çocuğu çocuk psikiyatristine yönlendirmesine imkan veren, pratik bir yönlendirme sistemini içermektedir.
Ayrıca aile hekimi, yeni tanı alan çocukları takip etmeye de devam edebilmektedir.
Otizm ekipleri, eğitimli çocuk psikiyatristleri ve koordinatörlerden oluşmakta olup, ülke genelinde 29.612 aile hekimi ve 23.511 hemşireye eğitim vermiştir. Ülke çapında aile hekimlerinin %98,8’i eğitilmiştir.
Toplam 1.863.096 çocuk, eğitim almış aile hekimleri ve hemşireler tarafından aile sağlığı merkezlerinde otizm belirtileri açısından kısa bir değerlendirmeden geçirilmiştir. Bu çocukların 55.314’ü (%2,96) OSB açısından riskli bulunarak çocuk psikiyatristine yönlendirilmiştir.
Çocuk psikiyatristleri tarafından değerlendirilen bu 55.314 çocuktan 10.087’sine gelişimsel bozukluk tanısı konulmuş, 3.226’sı ise otizm tanısı almıştır.
Bugüne kadar ulaşılan en büyük örnekleme sahip olan bu çalışmanın sonuçları, OSB taramasında ÖTT’nin tek yöntem olmak zorunda olmadığını ve mevcut belirgin ihtiyaç nedeniyle alternatif yöntemlerin de test edilmesi gerektiğini göstermektedir.

Depresif belirtili bir ergen anti-NMDAR ensefaliti olgu sunumu, 2022
Özet: Anti-N-metil-D-aspartat reseptör (anti-NMDAR) ensefalitinin klinik tablosu hem nörolojik hem de psikiyatrik belirtileri içerir ve tanı, NMDAR’ın GluN1 alt birimine karşı gelişen otoantikorlarla konur. Klinik görünüm; hızla ilerleyen psikiyatrik belirtiler, bilişsel bozulma, nöbetler ve anormal hareketler gibi özgül olmayan çok geniş bir belirti yelpazesi içerebilir. Bu nadir bozukluğun seyrinde zihinsel ve davranışsal belirtilerin önemli yer tutması, psikiyatrik hastalıklarla ayırıcı tanıyı güçleştirir ve tedavide gecikmeye yol açabilir.
Bu olgu sunumu, anti-NMDAR ensefaliti tanısı konan bir ergenin tanı sürecini, tedavisini ve izlemini ele almaktadır. Ani başlangıçlı gövde ve ekstremite kasılmaları olan 15 yaşındaki bir kız hastanın nörolojik muayenesi, belirtilerin başlangıcında normal bulunmuştur. Bu belirtiler yeni başlangıçlı depresif semptomlarla ilişkilendirilerek sertralin başlanmıştır. Ancak sertralini bir hafta kullandıktan sonra yüz bölgesindeki diskinezilerin belirgin şekilde artması üzerine hasta acil servise başvurmuştur.
Hastanın klinik izlemi sırasında psikotik bulgular gözlenmemiş olsa da, amnezi, bilişsel yavaşlama, intihar girişimleri ve fiziksel saldırganlık yönetimi zorlayıcı olan psikiyatrik belirtiler arasında yer almıştır. Rituksimab tedavisine geçildikten sonra psikiyatrik bulgularda belirgin düzelme olmuş ve tedavinin ikinci yılında hasta tamamen semptomsuz durumdadır. Anti-NMDAR ensefaliti genellikle ergenlik döneminde ve genç erişkinlikte görülür. Psikiyatrik belirtiler tanıyı güçleştirebilir. Erken müdahalenin olumlu prognozla ilişkili olması nedeniyle klinisyenlerin bu özgül klinik tabloya yönelik farkındalığının artırılması önemlidir.

Motor skills in children with specific learning disorder: A controlled study, 2022
Özet:
Amaç: Bu çalışmada, özgül öğrenme bozukluğu (ÖÖB) olan çocukların motor becerilerinin, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtileri kontrol edilerek tipik gelişim gösteren çocuklarla karşılaştırılması amaçlanmıştır. İkinci olarak, motor beceriler ile çocukların akademik başarıları arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir.
Yöntem: Örneklem; ÖÖB tanılı 57 çocuk (erkek %63.2, yaş ortalaması = 9.52 ± 0.94) ile kontrol grubunda yer alan 30 çocuktan (erkek %66.7, yaş ortalaması = 9.68 ± 1.08) oluşmuştur. Çalışmada Çocuklar için Wechsler Zekâ Ölçeği–Revize, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi–Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu, Purdue Pegboard Testi (PPT), Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu Anketi (DCDQ’07) ve Swanson, Nolan ve Pelham Ölçeği–IV (SNAP-IV) kullanılmıştır.
Bulgular: ÖÖB grubundaki çocukların %87.7’sinde en az bir eş tanılı psikiyatrik bozukluk bulunmuş olup, en yaygın eş tanı DEHB’dir (%78.9). ÖÖB grubu, DCDQ’07 toplam puanı ve tüm alt testlerde kontrol grubundan daha düşük performans göstermiştir; ancak SNAP-IV puanları kontrol edildiğinde istatistiksel fark yalnızca DCDQ’07 toplam puanı ve İnce Motor ve Yazı Becerileri (FMHW) alt testinde devam etmiştir. ÖÖB grubunun, PPT’nin baskın olmayan el alt testi ve montaj alt testinde kontrol grubundan daha düşük performans gösterdiği; SNAP-IV puanları kontrol edildiğinde farkların anlamlılığını koruduğu bulunmuştur. Akademik başarı ile motor beceriler, ÖÖB ve kontrol grubunda anlamlı düzeyde ilişkili değildir. Ancak tüm örneklem incelendiğinde FMHW alt testi, not ortalaması ile en güçlü korelasyona sahip test olmuştur (r = 0.618, p < 0.001). Regresyon analizine göre SNAP-IV toplam puanı ve ÖÖB tanısı, DCDQ’07 toplam puanını yordayan değişkenlerdir.
Sonuç: ÖÖB olan birçok çocuk motor becerilerle ilgili güçlükler yaşamaktadır ve eş tanılı DEHB belirtileri bu güçlüklerde önemli bir katkı sağlamaktadır.

Permanent Impairment of Language Functions in an Adolescent Case of Autoimmune Encephalitis, 2022
Özet:
Giriş: Pediatrik ve ergen popülasyonda otoimmün ensefalit (OE), dil becerilerinin kaybıyla birlikte görülen bilişsel gerileme de dahil olmak üzere çok çeşitli semptomlarla ortaya çıkabilir. OE’de dil işlevlerinin bozulması oldukça yaygın olmasına rağmen, bu alan literatürde yeterince ayrıntılı biçimde incelenmemiştir.
Olgu: Önceden belirgin bir tıbbi öyküsü olmayan, okul başarı düzeyi normal olan 12 yaşındaki bir kız çocuk; ateş, aşırı uyku hâli, gece ortaya çıkan miyokloniler ve davranış değişiklikleri ile başvurdu. Nörolojik muayenesi normaldi; ancak psikiyatrik değerlendirmede öfori, hafif irritabilite ve görsel halüsinasyonlar saptandı. Kraniyal MRG normaldi; buna karşılık beyin omurilik sıvısı (BOS) analizinde protein ve lenfosit düzeylerinde artış görüldü, elektroensefalogram (EEG) diffuse yavaş dalgalar gösterdi. Anti-nöronal antikor panelinde serumda glutamik asit dekarboksilaz (GAD) antikorları pozitif bulundu. Uygulanan immünoterapi sonrasında tüm nörolojik ve davranışsal belirtiler düzeldi. Ancak hastada okul performansında belirgin kötüleşme gelişti. Psikiyatrik değerlendirmede ağır depresyon saptandı. Takibin 10. ve 18. aylarında yapılan zekâ değerlendirmeleri, zihinsel yetersizlik düzeyine karşılık gelen anlamlı derecede düşük puanlar gösterdi. Dil değerlendirmesi tüm alanlarda bozulma olduğunu, özellikle de semantik alanda belirgin kayıp bulunduğunu ortaya koydu.
Sonuç: Bu olgu, OE’nin MRG ve nörolojik muayene bulguları normal olan ya da tedaviye iyi yanıt veren göreceli olarak hafif olgularda bile kalıcı bilişsel işlev bozukluğu ve dil bozukluğuna yol açabileceğini vurgulamaktadır.

Towards a definitive symptom structure of obsessive-compulsive disorder: A factor and network analysis of 87 distinct symptoms in 1366 individuals, Şubat 2021
Özet:
Arka Plan: Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) belirtileri oldukça heterojendir ve bu heterojenliği kavramsallaştırmanın en uygun yolu hâlâ net değildir. Bu çalışmanın amacı, yaşam boyu OKB semptom yapısını faktör analizi ve ağ analizi tekniklerini kullanarak kapsamlı bir biçimde ortaya koymaktır.
Yöntem: Çalışmaya, OKB tanısı almış iyi tanımlanmış çocuk, ergen ve yetişkinlerden oluşan geniş, çok uluslu bir örneklem (N = 1366) katılmıştır. Tüm katılımcılar, 87 ayrı OKB belirtisinden oluşan genişletilmiş kontrol listesini içeren Boyutsal Yale-Brown Obsesif-Kompulsif Ölçeği’ni tamamlamıştır. Keşfedici ve doğrulayıcı faktör analizleri, ampirik olarak desteklenen belirti boyutlarını ortaya çıkarmak için kullanılmış; elde edilen boyutlar arasındaki bağlantılar ağ analizi ile değerlendirilmiştir. Boyutların sosyodemografik ve klinik değişkenlerle ilişkileri yapısal eşitlik modellemesi (SEM) ile incelenmiştir.
Bulgular: On üç birincil belirti boyutu ortaya çıkmış ve bu boyutlar sekiz geniş boyuta indirgenmiştir. Bu sekiz boyut yaşam boyu geçerli bulunmuştur: Rahatsız Edici Düşünceler, Tamamlanmamışlık (Incompleteness), Bulaşma, İstifleme, Dönüşüm (Transformation), Bedene Odaklanma, Batıl İnanç/Superstition, ve Kayıp/Ayrılık. Genel bir OKB faktörü modele eklenebilmiş ve çoğu uyum indeksine göre model uyumunu anlamlı biçimde azaltmamıştır. Ağ analizi, Tamamlanmamışlık ve Rahatsız Edici Düşünceler boyutlarının en merkezi boyutlar olduğunu (yani diğer boyutlarla en fazla benzersiz bağlantıya sahip olduğunu) göstermiştir. SEM sonuçları, sekiz geniş boyutun sosyodemografik ve klinik değişkenlerle farklı ilişkiler gösterdiğini ortaya koymuştur.
Sonuç: Gelecekteki araştırmaların, bu genişletilmiş hiyerarşik ve çok boyutlu modelin OKB’nin etiyolojisini, nörobiyolojisini ve tedavisini anlamada iyileştirme sağlayıp sağlayamayacağını belirlemesi gerekmektedir.

Validity and reliability of the Turkish version of the adult ADHD Self-Re-port Screening Scale for DSM-5, 2021
Özet:
Arka Plan: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocukların yaklaşık yarısı, yetişkinlik döneminde de tanı ölçütlerini karşılamaya devam etmektedir. Yetişkin DEHB prevalansının %2.5 ile %4.4 arasında olduğu bildirilmekte olup, bu durum yaşam kalitesinde belirgin bozulma ve artmış psikiyatrik eş tanılarla ilişkilidir. Etkili tedaviler bulunmasına rağmen, yetişkin DEHB çoğunlukla tanı alamamakta ve/veya tedavi edilmemektedir. Gerekli tedaviyi alamayan bireylerin büyük çoğunluğu klinik olmayan veya psikiyatrik olmayan klinik popülasyonlardadır. Yetişkinlerde DEHB tanısı koymada tarama önemli bir adımdır. Ancak Türkçede Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı-5’e (DSM-5) göre kalibre edilmiş, geçerli ve güvenilir bir tarama ölçeği bulunmamaktadır.
Amaç: Bu çalışmada, DSM-5’e göre hazırlanan Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Öz-Bildirim Ölçeği-5 (Adult ADHD Self-Report Scale-5) tarama formunun Türk toplumundaki güvenilirliğini ve geçerliliğini değerlendirmek amaçlanmıştır.
Yöntemler: Çeviri süreci, Dünya Sağlık Örgütü Bileşik Uluslararası Tanısal Görüşme çeviri rehberine göre, dilsel uyarlama yaklaşımıyla gerçekleştirilmiştir. Uygun örnekleme yöntemi kullanılarak yetişkin DEHB tanılı bireyler (n = 68) ve kontrol grubu (n = 68) çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılar sosyodemografik form, 6 maddelik ASRS-5 ve eşzaman geçerliği için önceki versiyon olan 18 maddelik ASRS v1.1’i doldurmuştur. Tanısal geçerlilik için DSM-5 tanı ölçütlerine göre psikiyatristler tarafından konulan klinik tanı kullanılmıştır. İç tutarlılık, madde-toplam korelasyonları, keşfedici faktör analizi, ASRS v1.1 ile korelasyon ve ROC eğrisi analizleri gerçekleştirilmiştir.
Bulgular: Cronbach alfa ile ölçülen iç tutarlılık 0.869 olarak bulunmuştur. Madde-toplam korelasyon katsayıları 0.602 ile 0.717 arasında olup tamamı istatistiksel olarak anlamlıydı (P < 0.0001). ASRS-5’in tek boyutlu bir faktör yapısına sahip olduğu ve varyansın %60.54’ünü açıkladığı görülmüştür. ASRS-5 ile ASRS v1.1 toplam puanı arasındaki korelasyon 0.992 (P < 0.0001), ASRS v1.1 dikkat eksikliği alt boyutu ile arasındaki korelasyon ise 0.868 (P < 0.0001) olarak hesaplanmıştır. ROC analizinde eğri altında kalan alan (AUC) 0.916 bulunmuştur. Kesme puanı 10 üzerinden 9 olarak belirlenmiş; duyarlılık %85.2, özgüllük %89.7 olarak hesaplanmıştır.
Sonuç: Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Öz-Bildirim Ölçeği-5, Türk toplumunda DEHB’yi değerlendirmek ve taramak için geçerli ve güvenilir bir öz-bildirim aracıdır. Hem klinik uygulamalarda hem de toplum temelli araştırmalarda faydalı olabilir.

Love and peace across generations: Biobehavioral systems and global partnerships, 2021
Özet: Çocukların içinde bulundukları çevre — özellikle birincil bakım verenleriyle kurdukları ilişkiler — yalnızca gelişmekte olan beyinlerini değil; aynı zamanda uzun vadeli bilişsel ve sosyo-duygusal sonuçları etkileyen çoklu biyodavranışsal sistemleri de şekillendirir. Bu sistemler, çocukların başkalarına empati kurabilme, prososyal ve barışçıl biçimlerde etkileşime girebilme becerilerini de içerir. Bu durum, erken çocukluk gelişimini (EÇG) güçlendirmeye yönelik, etkili ve zamanında uygulanan programlara yatırım yapmanın, dolayısıyla bu programların geniş ölçekli olarak topluluklara ulaşmasını sağlamanın önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Mevcut durumda EÇG hizmetlerine ayrılan kaynakların sınırlı olması ve COVID-19’un çocuklar ve topluluklar üzerindeki yıkıcı etkileri düşünüldüğünde, hükümet liderlerini ve politika yapıcıları EÇG ve buna bağlı toplumsal cinsiyet ile ırksal eşitlik gibi konulara daha fazla yatırım yapmaya teşvik etme gerekliliği ortadadır. Bu makale, barışçıl, adil, eşitlikçi ve sürdürülebilir bir dünya inşa etmek için çocuk gelişimine odaklanan bilimsel paradigmalar ve liderlik çabalarına somut örnekler sunmaktadır.
Akademisyenler ve uygulayıcılar olarak yüksek kaliteli çocuk gelişimi programları tasarlamaya, uygulamaya, değerlendirmeye ve gerektiğinde gözden geçirmeye devam etmemiz gerekmektedir. Bu programlar, politika ve uygulama alanında gerekli değişikliklere yol açacak kanıtların üretilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Ayrıca, kuşaklar boyunca sevgiyi, sosyal etkileşimi ve barışı şekillendiren biyodavranışsal sistemlere dair anlayışımızı geliştirmeye adanmış yeni kuşak akademisyenlerin, uygulayıcıların ve savunucuların yetişmesini desteklemek için küresel ortaklıklara yatırım yapmalıyız.
Özellikle yapısal müdahalelerle desteklendiğinde, EÇG programları daha barışçıl, adil ve sosyal açıdan eşitlikçi toplumların oluşmasına katkıda bulunabilir.
3-year data of the refugee child mental health unit (tur), 2021
Özet:
Giriş: Mülteci çocuklar ve ergenlerin ruhsal hastalıklara yatkınlık açısından risk altında oldukları bilinmektedir. Bu dezavantajlı grubun ruhsal sorunlarının erken dönemde tanınması, risk faktörlerinin hızlı şekilde ele alınması ve uygun tedavi yaklaşımlarının sunulması, gerekli stratejilerin geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, mülteci çocuk ve ergenlere ruh sağlığı hizmeti sunmak amacıyla kurulmuş özel bir Mülteci Çocuk Ruh Sağlığı Biriminin verilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Yöntemler: 2017–2020 yılları arasında mülteci polikliniğine başvuran çocuk ve ergenlerin sosyo-demografik özellikleri, eğitim durumları, DSM-5 sınıflandırma sistemine göre konulan tanıları, takip süreçleri ve uygulanan tedavilere ilişkin veriler analiz edilmiştir.
Bulgular: Çalışmanın örneklemi, yaş ortalaması 10.8 ± 2.9 yıl olan 156 çocuk ve ergenden oluşmuştur (50 kız, %32.1; 106 erkek, %67.9). Çocukların 104’ünün (%66.7) okula gittiği öğrenilmiş; ancak bunların %65.7’sinin (n=69) okula düzenli olarak devam etmediği saptanmıştır. Poliklinik başvurularının yaklaşık yarısının (n=68, %43.6) ilk görüşmeden sonra verilen takip randevularına gelmediği görülmüştür.
En sık konulan tanılar:
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB): 42 çocuk (%26.9)
Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB): 42 çocuk (%26.9)
Majör depresif bozukluk: 39 çocuk (%25)
Anksiyete bozuklukları: 36 çocuk (%23.1)
Ayrıca 13 çocuğun (%8.3), cinsel istismara maruz kalma sonrası polikliniğe başvurduğu tespit edilmiştir.
Tartışma VE Sonuç: Çalışmamızın sonuçları, mülteci çocukların çok çeşitli ruhsal hastalıklarla başvurduğunu göstermektedir. Bu özel grubun ruh sağlığının korunması için sağlık ve eğitim olanaklarının artırılmasının ve ülkemize özgü politikaların geliştirilmesinin koruyucu bir rol oynayabileceği düşünülmektedir.

Predictors of ADHD persistence in elementary school children who were assessed in earlier grades: A prospective cohort study from Istanbul, Turkey, 2020
Özet:
Arka Plan: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), dünya genelinde okul çağındaki çocuklarda en yaygın görülen nörogelişimsel bozukluktur. Yakın tarihli bir izlem çalışmasında Biederman ve arkadaşları, 6–17 yaşları arasında DEHB tanısı alan çocukların %78’inin on bir yıl sonra da tam (%35) veya kısmi düzeyde belirtileri sürdürdüğünü bildirmiştir.
Amaç: Bu çalışmada, ilkokul döneminde erken sınıflarda değerlendirilen çocuklarda DEHB belirtilerinin daha üst sınıflarda devam etmesine katkıda bulunan etmenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntemler: Örneklem, okul giriş yaşı ile ilişkili olarak 3696 birinci veya ikinci sınıf öğrencisinde DEHB belirtilerinin incelendiği önceki bir toplum temelli çalışmadan elde edilmiştir. İki yıl sonra, başlangıç çalışmasına katılan çocukların aileleri telefonla aranarak yeniden değerlendirmeye davet edilmiştir. Ulaşılan çocuklardan 154’ü çalışmaya uygun bulunmuş olup; Swanson, Nolan ve Pelham Ölçeği (SNAP-IV), Conners Derecelendirme Ölçekleri (CRS) ve Çocuklar için Duygudurum Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi (K-SADS) ile değerlendirilmişlerdir.
Bulgular: 154 çocuğun 81’i, ilk görüşmede “olası DEHB” olarak değerlendirilmiştir. Bu 81 çocuğun 50’sine (%61.7) iki yıl sonra DEHB tanısı konmuştur. Öğretmen tarafından doldurulan SNAP-IV dikkat eksikliği alt öl çeğinin başlangıç puanları, iki yıl sonraki DEHB tanısını anlamlı düzeyde öngörmüştür (odds oranı = 1.0761; p = 0.032; Wald = 4.595).
Sonuçlar: Bulgularımız, erken sınıflarda öğretmen tarafından bildirilen yüksek dikkat eksikliği belirtisi puanlarının, ilerleyen sınıflarda DEHB tanısını öngörebileceğini göstermektedir.

Bilimsel Çalışmalar
Adres
Levent, Maya Meridyen İş Merkezi
Ebulula Mardin Cad. No:16
34335 Beşiktaş/İstanbul
© 2025 by Güzel Günler.


